Table of Content

🏛 Batı Hayranlığı ve Ütopya

Batı hayranlığı politik bir duruş değil kendi gerçekliğinden kaçan aydının sığındığı psikolojik bir yanılsamadır. Analizin temel taşları:

  • Kaçış Psikolojisi: Doğu aydını için Batı rasyonel bir model değil kendi toplumunun kaosundan kaçıp sığındığı hayali bir ütopya tasarımıdır.
  • Ütopya Tuzağı: Kusursuzlaştırılan ütopya imgesi yerli olan her şeyi değersizleştirir ve toplumu üretkenlikten uzak, kompleksli bir tüketiciliğe hapseder.
  • Medeniyet İnşası: Gelecek hayali bir ütopyanın peşinden koşarak değil, kendi kültürel genetiğiyle barışık, eleştirel ve özgün bir zihniyetle kurulabilir.
📚 Referans Kaynak: Cemil Meriç – “Batı Bir Ütopya İdi” tezi ve Medeniyet Analizleri esas alınmıştır.

Giriş

Batı modernitesi, sanıldığının aksine sadece endüstriyel bir sıçrama veya yönetimsel bir tercih değil, insanı ve toplumu ‘saf akıl’ (ratio) üzerinden yeniden kodlamayı hedefleyen radikal bir ütopya projesidir. Son üç yüzyıla hükmeden bu mühendislik girişimi, teknolojiyi mutlak bir kurtarıcı, tarihi ise lineer ve kaçınılmaz bir yükseliş grafiği olarak pazarladı. Amaç netti: İnsanı dogmaların ve doğanın “kaosundan” kurtarıp, yeryüzünde steril, hesaplanabilir ve rasyonel bir cennet inşa etmek.

Ancak 21. yüzyılın ilk çeyreğinde karşımıza çıkan tablo, bu devasa kurgunun duvara tosladığını gösteriyor. Batı’nın formülü, insanı sadece veri işleyen biyolojik bir makine olarak ele alırken, onun manevi derinliğini ve toplumu ayakta tutan görünmez bağları (fıtrat) bir “hata payı” olarak göz ardı etti. Gelinen noktada vadedilen o büyük “özgürleşme”, paradoksal bir şekilde bireyi yalnızlaştıran yeni bağımlılıklara, demografik bir tükenişe ve teknolojinin kapatamadığı derin bir anlam krizine dönüşmüş durumda.

Okumakta olduğunuz bu yazı beş bölümlük kapsamlı bir dosya çalışmasının parçasıdır. Temel gayemiz Tanzimat devrinden bugüne Türk aydınının ruhuna işleyen Batı hayranlığını tarihsel ve sosyolojik verilerle sorgulamaktır.

Modernitenin Vaatleri ve Entelektüel Muhasebenin Zorunluluğu

İnsanlık tarihi, sürekli bir anlam arayışı ve ideal bir toplumsal düzen kurma çabasının hikayesidir. Bu hikayenin son üç yüzyılına damgasını vuran Batı modernitesi, aklı (ratio) merkeze alan, teknolojiyi mutlak bir kurtarıcı olarak konumlandıran ve ilerlemeyi lineer bir tarih anlayışı içerisinde kaçınılmaz bir yükseliş olarak kurgulayan devasa bir “ütopya” projesi olarak sahneye çıkmıştır. Aydınlanma çağı ile başlayan bu süreç, insanı dogmaların ve doğanın tahakkümünden kurtararak, yeryüzünde rasyonel bir cennet inşa etme iddiasını taşımıştır. Ancak 21. yüzyılın ilk çeyreğinde gelinen nokta, bu rasyonel kurgunun insan doğasının (fıtrat) karmaşıklığını, manevi ihtiyaçlarını ve toplumsal dokunun görünmez bağlarını ıskaladığını ortaya koymaktadır. Batı medeniyetinin vaat ettiği “özgürleşme”, paradoksal bir şekilde yeni bağımlılık biçimlerine, demografik çöküşe ve derin bir anlam krizine dönüşmüştür.

Bu bağlamda “Entelektüel Muhasebe”, sadece geçmişin nostaljik bir dökümü değil, medeniyetin gidişatına dair zorunlu bir vicdani ve fikri hesaplaşmadır. Bu muhasebe, Batı’nın teknik üstünlüğünü yadsımadan, bu üstünlüğün insan ruhunda ve toplumsal yapıda açtığı onulmaz yaraları, Doğu’nun ve bilhassa İslam düşüncesinin sunduğu “Kültür” ve “Medeniyet” ayrımı perspektifinden ele almayı hedefler. Batı düşüncesinde “ütopya”, Thomas More’dan bu yana “olmayan yer” (ou-topos) ile “iyi yer” (eu-topos) arasındaki gerilimde, rasyonel planlamayla ulaşılacak nihai mutluluk durağı olarak tasavvur edilmiştir. Ancak mevcut veriler ve felsefi analizler, bu “iyi yer”in giderek insan fıtratına aykırı bir “distopya”ya dönüştüğünü bürokratik rasyonalitenin “ruhsuz” bir demir kafese evrildiğini göstermektedir.1

Bu Bölümde, söz konusu medeniyet krizini Max Weber’in “büyüsü bozulmuş dünya”sından Byung-Chul Han’ın “tükenmişlik toplumu”na, Roger Garaudy’nin “Batı’nın intiharı” tezinden Aliya İzzetbegoviç’in “kültür-medeniyet” ayrımına ve nihayetinde Taha Abdurrahman’ın “nazari-ameli ahlak” eleştirisine kadar geniş bir entelektüel spektrumda inceleyecektir. Aynı zamanda, Avrupa’nın demografik çöküşü, yalnızlık epidemisi ve yapay zeka regülasyonlarındaki etik açmazlar gibi somut verilerle, felsefi eleştirinin sosyolojik izdüşümlerini ortaya koyacaktır.

Ontolojik Kırılma: Dünyanın Büyüsünün Bozulması ve Anlamın Yitimi

Batı medeniyetinin bugünkü krizini anlamak için, öncelikle onun varlık (ontoloji) ve bilgi (epistemoloji) anlayışındaki köklü dönüşümü analiz etmek gerekir. Modernite, kutsal ile profan, fizik ile metafizik arasındaki bağı kopararak, dünyayı salt maddi ve hesaplanabilir bir nesneye indirgemiştir.

Max Weber ve “Büyüsü Bozulmuş Dünya” (Entzauberung der Welt)

Sosyolog Max Weber, modernleşme sürecini tanımlarken “dünyanın büyüsünün bozulması” (Entzauberung der Welt) kavramını kullanır. Weber’e göre, rasyonelleşme ve bilimselleşme süreçleri sonucunda dünya, artık gizemli güçlerin, ruhların veya ilahi iradenin tecelli ettiği “büyülü bir bahçe” olmaktan çıkmıştır. Bunun yerine, her şeyin hesaplanabilir, öngörülebilir ve teknik olarak manipüle edilebilir olduğu mekanik bir sisteme dönüşmüştür.2

Geleneksel toplumlarda ve İslam düşüncesinde, doğa ve yaşam, aşkın bir anlamın (Allah’ın ayetleri) taşıyıcısıdır. İnsan, bu dünyada bir “anlam” arayışı içindedir ve başına gelen olayları ilahi bir kaderin veya hikmetin parçası olarak yorumlar. Ancak Weber’in analiz ettiği modern Batı toplumunda, anlam teknik işleyişe feda edilmiştir. Weber, bu durumu Protestan ahlakı, özellikle Kalvinizm ile ilişkilendirir. Kalvinizm’in getirdiği “dünyevi askeze” (inner-worldly asceticism), dini ritüellerin ve mistisizmin reddedilmesiyle, çalışmayı ve rasyonel davranışı kutsallaştırmış, ancak paradoksal bir şekilde dinin kendisine olan ihtiyacı zayıflatarak sekülerleşmenin yolunu açmıştır.1

Bu süreçte bilim, “nasıl” sorusuna mükemmel cevaplar verirken, “niçin” sorusunu anlamsız veya cevapsız bırakmıştır. Weber, İslam’ı Protestan ahlakının kutupsal bir karşıtı olarak konumlandırsa da, İslam dünyasında (örneğin Endonezya’daki Muhammadiye hareketi gibi) rasyonellik ile maneviyatın farklı sentezlerinin mümkün olduğunu görememiştir.1 Ancak Batı için yaptığı teşhis, bugün hala geçerliliğini korumaktadır: İnsan, anlamdan yoksun bir mekanizmanın dişlileri arasında sıkışıp kalmıştır. Weber’in “demir kafes” (iron cage) metaforu, rasyonel bürokrasinin insanı nasıl kuşattığını ve ruhsuzlaştırdığını anlatır. Artık insan, değerleri için değil, sistemin verimliliği için yaşamaktadır.

“Demir Kafes”ten “Performans Kafesi”ne Geçiş

Weber’in kötümser öngörüsü, 21. yüzyılda daha sofistike ve tehlikeli bir hal almıştır. Modernite, insanı doğanın korkularından kurtarmış, ancak onu kendi ürettiği sistemlerin, algoritmaların ve performans kriterlerinin kölesi yapmıştır. “Büyüsü bozulmuş” dünyada, insanın manevi boşluğunu dolduracak yegane şey “tüketim” ve “başarı” haline gelmiştir. Bu durum, ütopyanın, insanı özgürleştirmek yerine, onu kendi arzularının ve sistemin taleplerinin tutsağı haline getiren bir distopyaya dönüştüğünü göstermektedir.

Aydınlanma aklı, dini “dogmatik” ve “irrasyonel” bularak kamusal alandan tasfiye etmiştir. Ancak dinin çekildiği boşluğu, bilimsel olduğu iddia edilen yeni dogmalar (piyasa rasyonalitesi, teknolojik determinizm) doldurmuştur. Weber’in analizinde eksik kalan veya o dönemde henüz tam görünür olmayan şey, bu rasyonelleşmenin insan psikolojisi üzerinde yaratacağı yıkımdır. Doğu-Batı eleştirisinde bu nokta, Batı’nın “akıl” (reason) ile “hikmet” (wisdom) arasındaki bağı koparmasının bir sonucu olarak okunabilir. İslam düşüncesinde akıl, sadece hesap yapan bir yeti değil, aynı zamanda hakikati kavrayan ve ahlaki yargıda bulunan bir melekedi. Batı’nın “Enstrümantal Aklı” (Araçsal Akıl), hedefi sorgulamadan sadece hedefe giden en verimli yolu hesaplar. Bu akıl, atom bombasını yapmanın en verimli yolunu bulabilir, ancak bombayı atmanın ahlaki olup olmadığını sorgulama yetisinden yoksundur.

Psikopolitik Çöküş: Disiplin Toplumundan Tükenmişlik Toplumuna

Modern Batı toplumunun yaşadığı kriz, sadece dışsal (ekonomik veya siyasi) değil, aynı zamanda derinlemesine içsel ve psikolojiktir. İnsanın “özne” olma hali, modernite içinde dramatik bir dönüşüm geçirmiştir. Bu dönüşümü en iyi analiz eden düşünürlerden biri, Güney Kore asıllı Alman filozof Byung-Chul Han’dır.

Byung-Chul Han ve Başarı Toplumu (Leistungsgesellschaft)

Han, Michel Foucault’nun “Disiplin Toplumu” analizinin artık 21. yüzyıl Batı toplumunu tam olarak açıklayamadığını öne sürer. Foucault’nun tanımladığı 18. ve 19. yüzyıl toplumu, hastaneler, tımarhaneler, hapishaneler, kışlalar ve fabrikalar gibi kapatılma mekanları üzerine kuruluydu. Bu toplum, “negatiflik” ile işliyordu yasaklar, emirler ve “yapmamalısın” (May Not) kipi hakimdi. Bu sistem, “itaatkar özneler”, deliler ve suçlular üretiyordu.3

Ancak günümüz toplumu, bir “Başarı Toplumu”dur (Achievement Society). Artık disiplin kurumlarının yerini fitness salonları, ofis kuleleri, bankalar, havaalanları ve alışveriş merkezleri almıştır. Bu yeni toplumun kipi “pozitiflik”tir “yapabilirsin” (Yes, We Can) sloganıyla işler. Han’a göre bu değişim, özgürlüğün artması gibi görünse de aslında baskının içselleştirilmesidir. Disiplin toplumunda baskı dışarıdan (patron, devlet, baba) gelirken, başarı toplumunda baskı bireyin kendisinden gelir.3

Kendini Sömüren Özene ve Depresyon

Başarı toplumunun bireyi, “kendisinin girişimcisi”dir. Sürekli olarak performansını artırmak, daha verimli olmak, daha fit olmak, daha çok üretmek ve tüketmek zorundadır. Bu zorunluluk, dışsal bir tehditten değil, içsel bir “idealleştirilmiş benlik” arzusundan kaynaklanır. Sonuç olarak, sömüren ve sömürülen aynı kişi olur. Han’a göre bu durum, yabancılaşmanın en uç noktasıdır çünkü “özgürlük hissi eşliğinde sömürü” gerçekleşir.

Bu sistemin ürettiği patoloji, Foucault’nun delisi veya suçlusu değil, “depresif insan” ve “tükenmiş birey”dir. Sürekli “yapabilirim” baskısı altında yaşayan insan, bir noktada “artık yapamıyorum” (I can no longer be able) noktasına gelir. Bu, “Tükenmişlik Sendromu” (Burnout) olarak adlandırılan ruhsal iflastır.4 Batı medeniyetinin “ütopya”sı, insanı sürekli bir oluş ve performans hali içinde tutarak, ona “durma”, “dinlenme” ve “tefekkür etme” (vita contemplativa) hakkı tanımaz. Hayat, sadece “vita activa”ya (eylem halindeki hayat) indirgenmiştir.4

Han’ın eleştirisi, Doğu-Batı ekseninde önemli bir noktaya işaret eder. Doğu (ve İslam) medeniyet tasavvurunda, insan “kul”dur, yani sınırları olan, acziyet sahibi bir varlıktır. Bu kabulleniş, insanı tanrısal bir performans gösterme yükünden kurtarır. Oysa modern Batı insanı, seküler bir tanrı olma iddiasıyla kendi sınırlarını sürekli zorlamakta ve bu imkansız yükün altında ezilmektedir. “Yorgunluk Toplumu”, bu anlamda Batı’nın seküler teolojisinin iflasıdır.5

Medeniyetin “Kazası”: Roger Garaudy ve Batı’nın İntiharı

Batı medeniyetine dair en sert ve kapsamlı eleştirilerden birini, Fransız düşünür Roger Garaudy getirmiştir. Garaudy, Batı’nın mevcut durumunu tarihin doğal ve kaçınılmaz bir zirvesi olarak değil, insanlık tarihinde bir “kaza” (accident) ve sapma olarak nitelendirir. Ona göre Batı medeniyeti, insanı ve evreni algılayış biçiminde yaptığı temel hatalar nedeniyle sadece kendini değil, tüm gezegeni bir felakete sürüklemektedir.

Üç Temel İndirgeme (The Three Reductions)

Garaudy, Batı’nın Rönesans ile başlayan ve modernite ile zirveye ulaşan sapmasını, üç temel “indirgeme” (reduction) üzerinden analiz eder. Bu indirgemeler, varlığın bütünlüğünü parçalamış ve insanı sakat bırakmıştır 7:

  • İnsanın Tek Boyutlu Hale Getirilmesi (İndirgenmesi):
    Batı düşüncesi, insanı sadece “üreten ve tüketen” bir ekonomik birime veya biyolojik dürtüleriyle hareket eden bir canlıya indirgemiştir. İnsanın “aşkınlık” (transcendence) boyutu, yani ilahi olanla ilişkisi ve manevi derinliği yok sayılmıştır. İnsan, “homo economicus”a dönüştürülerek, ruhsal ihtiyaçları görmezden gelinmiştir. Garaudy’ye göre, insanın hürriyeti bir sınır değil, bir başlangıç şartıdır ancak Batı’nın bireyciliği, hürriyeti mülkiyetin bir uzantısı olarak görerek insanı yalnızlaştırmıştır.7
  • Aklın Araçsallaştırılması:
    Akıl (Reason), Antik Yunan’dan İslam filozoflarına kadar “hikmet” (wisdom) arayışının bir aracı, hakikati bulma çabasıydı. Ancak modern Batı, aklı sadece teknik ve hesaplayıcı bir zekaya indirgemiştir. Akıl, artık “niçin” ve “nereye” sorularını sormaz, sadece “nasıl” sorusuna odaklanır. “Nasıl daha hızlı giderim?”, “Nasıl daha çok üretirim?”. Amaçların tartışılmadığı, sadece araçların mükemmelleştirildiği bu akıl tutulması, atom bombası gibi felaketleri “rasyonel” birer başarı olarak sunabilmiştir.
  • Doğanın Mülke Dönüştürülmesi:
    Geleneksel medeniyetlerde ve İslam’da doğa, Tanrı’nın bir emaneti, üzerinde tefekkür edilmesi gereken bir “ayetler kitabı”dır. İnsan doğanın efendisi değil, halifesidir (koruyucusu). Batı medeniyeti ise Descartes ve Bacon ile birlikte doğayı “sömürülecek bir hammadde deposu” ve “fethedilecek bir düşman” olarak görmüştür. Bu bakış açısı, bugünkü ekolojik krizin temel sebebidir. Doğanın kutsallığından arındırılması, onun vahşice talan edilmesinin önünü açmıştır.

Batı’nın İntiharı ve İslam’ın Vaadi

Garaudy, “Geleceğimizde İslam Var” ve “Batı’nın İntiharı” gibi eserlerinde, bu gidişatın sürdürülemez olduğunu haykırır. Batı, maddi refahı artırırken manevi ve ahlaki bir çöküş yaşamaktadır. “Bilimler ilerlerken insanlar gerilemektedir”.9 Garaudy’ye göre Batı toplumu, “cangıl bireyciliği” ile “karınca totalitarizmi” arasında gidip gelmektedir. Bireycilik insanları birbirine düşman ederken (herkesin herkese karşı savaşı), totalitarizm insanı bir sistemin dişlisi yapmaktadır.7

Çözüm, İslam’ın sunduğu bütüncül bakış açısındadır (Tevhid). İslam, insanı hem ruh hem beden, hem birey hem toplum olarak ele alır doğayı kutsal bir emanet olarak görür ve aklı vahiy ile dengeler. Garaudy için İslam, Batı’yı içine düştüğü bu “kaza”dan kurtaracak yegane reçetedir. Batı’nın teknolojik gücü ile İslam’ın manevi hikmetinin sentezi, insanlığın tek kurtuluş umududur.10

Demografik Kış ve Sosyal Çöküş: Ütopyanın İflasının İstatistiksel Kanıtı

Felsefi ve teorik eleştirilerin ötesinde, Batı medeniyetinin krizi, soğuk ve inkar edilemez istatistiksel verilerle de kendini göstermektedir. Bir medeniyetin canlılığı, en temel biyolojik ve sosyolojik gösterge olan “neslini sürdürme iradesi” ile ölçülür. Batı toplumlarında ailenin çözülüşü ve demografik çöküş, ütopyanın aslında bir “yok oluş” süreci olduğunu kanıtlamaktadır.

Avrupa’nın Demografik İntiharı: Verilerin Dili

2024 yılı itibarıyla Avrupa, tarihinin en derin demografik krizlerinden birini yaşamaktadır. Bu kriz, sadece ekonomik belirsizliklerle açıklanamayacak kadar derin, kültürel ve varoluşsal bir reddediştir. “Geleceğe inanmayan toplumlar çocuk yapmazlar.”

ÜlkeDoğurganlık Hızı (Çocuk/Kadın)Durum Analizi ve Tarihsel BağlamKaynak
Almanya1.352009’dan bu yana en düşük seviye. 2022 ve 2023’teki düşüş trendi 2024’te de devam etti. Emeklilik sistemi ve işgücü piyasası üzerinde yıkıcı bir baskı oluşturuyor.11
Fransa1.68İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en düşük seviye. Bir zamanlar Avrupa’nın en doğurgan ülkesi olan Fransa’da, Cumhurbaşkanı Macron “Demografik Yeniden Silahlanma” çağrısı yapmak zorunda kaldı.14
Polonya1.101990 yılındaki 1.9 seviyesinden dramatik bir çöküş. Hükümetin yoğun aile destek programlarına rağmen, gençler arasında çocuk sahibi olma isteği kaybolmuş durumda.16
Macaristan1.38Tarihindeki en düşük doğum sayısı (yıllık 77,500 bebek). Cömert mali teşvikler, kültürel erozyonu durdurmaya yetmiyor.16
AB Ortalaması~1.46Nüfusun kendini yenilemesi için gereken 2.1 oranının (ikame seviyesi) çok altında. Göç olmadan nüfusun 2100 yılına kadar üçte bir oranında azalması bekleniyor.17

Tablo 1: 2024 Yılı İtibarıyla Seçilmiş Avrupa Ülkelerinde Demografik Göstergeler

Bu veriler, Batı medeniyetinin “Başarı Toplumu” modelinin, aileyi ve ebeveynliği nasıl “verimsiz” ve “engelleyici” bir yük olarak kodladığını göstermektedir. Gençler, kariyer hedefleri, bireysel özgürlükler ve ekonomik kaygılar arasında sıkışarak çocuk sahibi olmayı ertelemekte veya reddetmektedir.

Fransa örneği özellikle çarpıcıdır. Cumhurbaşkanı Macron’un sorunu çözmek için “demografik yeniden silahlanma” (demographic rearmament) gibi militer bir dil kullanması ve 25 yaşındakilere ücretsiz kısırlık testi önermesi, devletin insan bedenine müdahalesini meşrulaştıran bir panik halini yansıtır.19 Ancak eleştirmenler, sorunun biyolojik (kısırlık) değil, sosyo-ekonomik ve kültürel olduğunu vurgulamaktadır. Kadın hakları savunucuları, devletin rahimlere müdahalesini “natalist emirler” olarak reddederken 21, asıl sorunun geleceğe dair umutsuzluk olduğunu belirtmektedirler.

Yalnızlık Epidemisi: Kalabalıklar İçindeki Teklik

Ütopya eleştirisinin bir diğer ayağı, bireyciliğin (individualism) vardığı nokta olan “yalnızlık”tır. Modernite, bireyi geleneksel bağlardan (din, aşiret, geniş aile) kopararak “özgürleştirdiğini” iddia etmiştir. Ancak veriler, bu özgürlüğün ağır bir bedeli olduğunu kanıtlamaktadır.

  • Gençlerde Yalnızlık: Almanya’da yapılan araştırmalar, 18-35 yaş arası gençlerin %57’sinin orta veya şiddetli düzeyde yalnızlık hissettiğini ortaya koymaktadır.22 Bu oran, pandemiden sonra kalıcı hale gelmiş bir “sosyal pandemi”dir. Gençlerin yaşlılardan daha yalnız olması, geleceğin toplumsal dokusu için alarm vericidir.
  • Bölgesel ve Sınıfsal Farklar: Yalnızlık, sadece psikolojik bir durum değil, sosyo-ekonomik bir yaradır. Almanya’nın daha zengin olan batı ve güney bölgelerinde yalnızlık hissinin doğuya göre daha yaygın olması, maddi refahın sosyal tatmin sağlamadığının bir göstergesidir.23 Ayrıca düşük gelirli gruplar ve göçmen kökenli erkekler en yüksek risk grubundadır.
  • Demokrasiye Tehdit: Yalnızlık, sadece bireysel bir mutsuzluk kaynağı değil, aynı zamanda demokrasiyi aşındıran bir faktördür. Yalnız hisseden bireylerin oy kullanma, sivil topluma katılma ve gönüllü olma eğilimleri düşüktür.24 Bu, “toplum sözleşmesi”nin tabandan çöküşü anlamına gelir.

Bu tablo, Taha Abdurrahman’ın “Ameli Ahlak” (insanın çevresine, ailesine karşı görevleri) vurgusunun Batı’da nasıl eridiğini gösterir. İnsan, “öteki” ile olan ahlaki sorumluluk ilişkisini yitirmiş, sadece hukuki sözleşmelerle bağlı olduğu “yabancılar” arasında kalmıştır. Geleneksel toplumun “cemaat” (Gemeinschaft) yapısı, modern toplumun soğuk “cemiyet” (Gesellschaft) yapısına yenik düşmüştür.

Kavramsal Mimari: Aliya İzzetbegoviç ve Kültür-Medeniyet Ayrımı

Doğu-Batı eksenindeki bu krizin en derinlikli ve sistematik analizlerinden birini, Bosna-Hersek’in bilge lideri Aliya İzzetbegoviç, başyapıtı “Doğu ve Batı Arasında İslam”da yapmıştır. İzzetbegoviç, Batı’nın çıkmazını “Kültür” ve “Medeniyet” kavramlarını birbirine karıştırmasında, daha doğrusu medeniyeti kültürün yerine ikame etmesinde görür.

İki Farklı Kutup: Kültür ve Medeniyet

İzzetbegoviç’e göre “Kültür” ve “Medeniyet”, insanlık tarihinin iki ayrı kutbunu temsil eder. Bunlar birbirine zıt değildir, ancak kökenleri ve amaçları farklıdır. Batı’nın hatası, bu ikisini eşitlemek veya kültürü medeniyete indirgemektir.25

ÖzellikKültür (Culture)Medeniyet (Civilization/Uygarlık)
KaynağıGöklerdir (Vahiy ve İlham). İnsanın iç dünyasından doğar.Yerdir (Madde ve Doğa). İnsanın aklı ve dış dünyadan doğar.
Öznesiİnsandır (“Şahsiyet”). Bireyin gelişimidir.Toplumdur (“Kolektif”). Toplumsal organizasyondur.
Doğasıİçe dönüktür. “İnsan olma hüneri”dir. Süreklidir, birikmez (Sanat ilerlemez, derinleşir).Dışa dönüktür. Doğaya hakim olma sanatıdır. İlerlemecidir, birikir (Teknoloji sürekli gelişir).
Amacıİnsanın kendi nefsine hakim olması, manevi yüceliş, özgürlük.Dış dünyanın (tabiatın) kontrol altına alınması, güç, konfor.
AraçlarıDin, Sanat, Ahlak, Felsefe, Mitoloji.Bilim, Teknoloji, Şehirler, Hukuk, Devlet.
TemsiliAile, İbadet, Şiir.Kreş, Trafik Kuralları, Bürokrasi.
SonuçHayata anlam katar.Hayatı kolaylaştırır.

Tablo 2: Aliya İzzetbegoviç’in Düşüncesinde Kültür ve Medeniyet Karşılaştırması

Kreş ve Aile Metaforu

İzzetbegoviç bu ayrımı çarpıcı bir “Kreş vs. Aile” örneğiyle somutlaştırır: “Kreş bir uygarlık kurumudur, aile ise bir kültür kurumudur.”.25

  • Kreş (Medeniyet): Çocuğun bakımı için bilimsel, hijyenik ve pedagojik olarak mükemmel bir ortam sunabilir. Isısı ayarlıdır, beslenme uzmanları menüleri hazırlar, güvenlik kameraları vardır. Bu, “fonksiyonel” bir mükemmelliktir.
  • Aile (Kültür): Kusurlu olabilir, hijyenik olmayabilir, ebeveynler eğitimsiz olabilir. Ancak çocuğun ruhsal ihtiyacı olan şefkati, aidiyeti, sevgiyi ve “kimliği” sadece aile verebilir. Aile, nesilden nesile aktarılan manevi bir bağdır.

Batı medeniyeti, kreşleri mükemmelleştirirken aileyi zayıflatmıştır. Çocuğun maddi bakımı devlet ve kurumlar tarafından üstlenilmiş, ancak ruhsal gelişimi boşlukta bırakılmıştır. Bu durum, yukarıda bahsedilen demografik krizin de temel nedenidir. İnsanlar, “fonksiyonel” bakımın ötesinde bir anlam bulamadıkları için aile kurmaktan vazgeçmektedirler.

İslam’ın “Üçüncü Yol” Olma İddiası (Bipolarite)

İzzetbegoviç’e göre İslam, sadece ruhu önemseyen mistik Doğu dinleri (Budizm vb.) gibi dünyadan el etek çeken bir “Kültür” dini değildir. Aynı zamanda, sadece maddeyi önemseyen Batı materyalizmi gibi ruhu inkar eden bir “Medeniyet” projesi de değildir. İslam, madde ve manayı, dünya ve ahireti sentezleyen bir “Bipolar” (Çift Kutuplu) birlikteliktir.30

İslam, namaz (ibadet/kültür) ile zekatı (sosyal eylem/medeniyet) aynı ayette emreder. Aliya’nın tabiriyle, “İngilizlerin zamanında camiye gitmek” gibidir yani manevi derinliği kaybetmeden, zamanı ve mekanı (dünyayı) yönetebilmektir. Batı’nın tek taraflı maddeci ilerlemesine karşı İslam, ruh ve madde dengesini (Tevhid) önerir.

Etik Kriz ve Ruhsuz Bürokrasi: Ahlakın “Yasa”ya İndirgenmesi

Batı düşüncesindeki “Entelektüel Muhasebe”nin en can alıcı noktalarından biri, “Ahlak” ve “Etik” kavramları arasındaki modern yarıktır. Batı, dini ve metafizik temelli “ahlak”ı (morality) terk edip, seküler, rasyonel ve kodifikasyona dayalı “etik” (ethics) ile toplumu düzenlemeye çalışmaktadır. Ancak bu çaba, “ruhsuz” bir bürokrasi ve vicdansız bir yasa yığını üretmektedir.

Ahlak ve Etik: Teorik ve Pratik Arasındaki Uçurum

  • Ahlak (Morality/Moral): Yerel, dini, geleneksel ve vicdani olanı temsil eder. Kaynağı genellikle aşkındır (Vahiy, Allah korkusu, Örf). Yaptırım gücü bireyin iç dünyasındadır (Vicdan). “Neyi yapmalıyım?” sorusuna, mutlak iyiye referansla cevap verir.31
  • Etik (Ethics): Evrensel olma iddiasındaki felsefi disiplindir. Ahlak üzerine düşünme, tartışma ve yargılama sanatıdır. Modern dünyada etik, dini referanslardan arındırılmış, “toplum sözleşmesi” veya “fayda” temelli kurallar bütününe (Kodlar) dönüşmüştür.32

Dücane Cündioğlu, etiğin ahlakın felsefesi olduğunu, ancak modernitenin felsefeyi hayatın yerine koyarak bir yanılsama yarattığını belirtir.33 Ahlak yaşanır, etik konuşulur. Batı toplumu, ahlakı yaşamayı bırakıp, etik üzerine konuşan ve kurullar kuran bir yapıya bürünmüştür.

Taha Abdurrahman: Nazari ve Ameli Ahlak Eleştirisi

Faslı filozof Taha Abdurrahman, Batı’nın bu tutumunu “Nazari Ahlak” (Teorik Ahlak) olarak eleştirir. Batı ahlakı, kitaplarda yazılı, zihinsel bir egzersizdir. İnsanın bilgisi artabilir ama bu onun davranışını değiştirmez. Oysa İslam ahlakı “Ameli Ahlak”tır, eyleme dökülen, “hal” olan ahlaktır.34

  • Nazari Ahlak (Batı): Ahlakın kaynağını, değerlerin değişip değişmediğini, yargı biçimlerini tartışır. Soyuttur.
  • Ameli Ahlak (İslam): Ferdi ahlak, aile ahlakı, toplum ahlakı olarak somutlaşır. İnsanın Allah’a, kendisine, ailesine ve topluma karşı sorumluluklarını (vazife) içerir. Doğruluk, dürüstlük, iffet, tevazu gibi erdemler, tartışılacak kavramlar değil, kuşanılacak zırhlardır.36

Abdurrahman’a göre, Batı’nın krizi, ahlakı “bilgi” düzeyine indirgeyip “amel” düzeyinden koparmasıdır. Bir yönetici “iş etiği” kurallarını ezbere bilebilir (Nazari), ancak bu onun çalışanını sömürmesini engellemez (Ameli eksiklik).

Vaka Analizi: Yapay Zeka Yasası (AI Act) ve “Ruhsuz” Etik

Bu teorik tartışmanın en somut ve güncel örneği, Avrupa Birliği’nin Yapay Zeka Yasası (AI Act) sürecinde görülmektedir. AB, yapay zekayı düzenlemek için dünyanın en kapsamlı yasal çerçevesini oluşturmuştur. Ancak bu çaba, eleştirmenler tarafından “Etik Yıkama” (Ethics Washing) ve “Bürokratik Kabus” olarak nitelendirilmektedir.

  • Bürokratik Kabus ve “Nancy” Etkisi: Eleştiriler, AI Act’in ahlaki bir kaygıdan ziyade, yasal sorumluluktan kaçınma aracı olduğunu öne sürmektedir. Bir chatbot’a “Nancy” adını vermek onu dostane yapar, ama “Otomatik Sorgu İşlemcisi #473” demek onu bürokratik yapar. Batı, yapay zekaya insani isimler vererek (Nancy, Alexa) onun “ruhsuzluğunu” gizlemeye çalışmakta, ancak arka planda insan onurunu hiçe sayan algoritmalar işlemektedir.37
  • Anlamsız İlkeler: “Güvenilir Yapay Zeka” (Trustworthy AI) gibi kavramlar, felsefi derinlikten yoksun, şirketlerin uyum (compliance) departmanlarının işaretleyeceği kutucuklara dönüşmüştür.38 “Etik”, şirketlerin imajını korumak için kullandığı bir pazarlama stratejisi (ethics washing) haline gelmiştir.40
  • İnsansız Karar Alma: Sağlık, işe alım veya kredi skorlaması gibi kritik alanlarda kararların “ruhsuz” algoritmalara devredilmesi, Weber’in “bürokratik makine”sinin dijital versiyonudur. İnsani değerlerin (merhamet, istisna, bağlam) algoritmik kodlara indirgenmesi, Garaudy’nin “insanın tek boyutlu hale getirilmesi” eleştirisiyle birebir örtüşmektedir.42 Bir doktorun hastasına “merhamet” etmesi ahlakidir bir yapay zekanın hastaya “adil” davranması ise sadece istatistiksel bir optimizasyondur. Batı, merhameti adalete, ahlakı istatistiğe feda etmiştir.

Yeni Bir Medeniyet Tasavvuru ve Diriliş

Doğu-Batı ekseninde yapılan bu kapsamlı entelektüel muhasebe, Batı tipi “ütopya”nın (rasyonel, teknolojik, seküler yeryüzü cenneti) sürdürülemez olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

  1. Sosyolojik Olarak: Toplum, atomize olmuş bireylerin yalnızlığı, ailenin çöküşü ve demografik tükenişle karşı karşıyadır.
  2. Psikolojik Olarak: İnsan, “başarı öznesi” olma baskısı altında tükenmekte, “performans kafesi” içinde ruhsal bir hiçlik (nihilizm) yaşamaktadır.
  3. Felsefi Olarak: Akıl, hikmetten kopmuş etik, ahlaktan ayrışmış medeniyet, kültürü boğmuştur. Dünya “büyüsünü” kaybetmiş, soğuk bir makineye dönüşmüştür.

Sonç: Gelecek İçin Bir Sentez Arayışı

Sezai Karakoç’un “Diriliş” düşüncesi ve Aliya İzzetbegoviç’in sentezi, bu noktada insanlık için bir çıkış yolu önermektedir. Çözüm, Batı’nın teknolojisini ve bilimini (“Medeniyet” veya Karakoç’un metaforuyla “Diken”) toptan reddetmek değil, ona ruhu ve manayı (“Kültür” veya “Gül”) aşılamaktır.

Batı’nın “nasıl” sorusundaki uzmanlığı (teknoloji), Doğu’nun “niçin” sorusundaki derinliği (hikmet) ile buluşmalıdır. Ancak bu buluşma, Batı’nın üstünlüğünü kabul eden bir entegrasyon değil, İslam’ın kurucu özne olarak yer aldığı bir “meydan okuma” ve “tamamlama” olmalıdır. Yapay zekayı geliştirirken sadece “hata oranını” (teknik etik) değil, “insan onuruna etkisini” (ameli ahlak) merkeze alan aileyi ekonomik bir yük olarak değil, kültürel bir sığınak olarak gören doğayı sömürülecek bir kaynak değil, emanet olarak kabul eden yeni bir medeniyet dili inşa edilmelidir.

Garaudy’nin ifadesiyle, “Batı’nın monologu” bitmeli, medeniyetler arası hakiki bir “diyalog” başlamalıdır. Aksi takdirde, “ütopya”nın sonu, insanlığın da sonu olmaya adaydır. Medeniyet muhasebesi göstermektedir ki insanlık, mükemmel bir sistem kurma iddiasından (Ütopya) vazgeçip, insani, kusurlu ama ahlaki ve manevi derinliği olan bir “dram”a, yani fıtrata ve hakikate dönmek zorundadır.

Sıkca sorulan sorular

  1. Batı hayranlığı neden bir “ütopya” olarak nitelendirilmektedir?

    Doğu aydını için Batı somut bir gerçeklikten ziyade zihninde yarattığı kusursuz bir cennettir. Kendi toplumundaki aksaklıklardan kaçmak için sığındığı ve çelişkilerden arındırılmış bu hayali Batı imgesi, gerçekte var olmayan bir ütopya arayışıdır.

  2. Bu “ütopya” algısı medeniyetin geleceğini nasıl tehdit eder?

    Bir toplum kendi gerçekliğinden kopup başkasının hayaline sığındığında üretim yeteneğini kaybeder. Geleceği inşa etmek mevcut sorunlarla yüzleşmeyi gerektirir ancak zihinsel ütopya yanılsaması bu yüzleşmeyi engeller ve toplumu pasif bir taklitçiye dönüştürür.

  3. Doğu-Batı ilişkisindeki temel psikolojik kırılma nedir?

    Temel kırılma Doğu’nun Batı’yı “öteki” veya “rakip” olarak değil ulaşılması gereken “nihai hedef” olarak görmeye başladığı andır. Bu bakış açısı ilişkinin eşitler arası bir diyalogdan çıkıp efendi-köle diyalektiğine dönüşmesine ve zihinsel teslimiyete yol açmıştır.

  4. “Eleştirel Düşünce” bu sarmaldan çıkışta nasıl bir rol oynar?

    Kurtuluş Batı’yı tamamen reddetmek değil onu insanileştirmektir. Batı’nın da krizleri ve suçları olduğunu gören eleştirel bir zihin, onu ilahi bir ütopya katından indirip rasyonel bir analiz nesnesine dönüştürerek özgüvenini geri kazanır.

  5. Özgün bir medeniyet tasavvuru nasıl inşa edilebilir?

    Özgünlük ithal reçetelerle değil, kendi tarihsel köklerinden beslenen yerli bir bakış açısıyla mümkündür. Geleceğin medeniyeti Batı’yı taklit edenlerin değil, kendi değerlerini evrensel standartlarla yeniden yorumlayıp dünyaya yeni bir söz söyleyebilenlerin eseri olacaktır.

Kaynak

  1. Max Weber’s remarks on Islam: The Protestant Ethic among Muslim puritans – ResearchGate
    https://www.researchgate.net/publication/254278588_Max_Weber’s_remarks_on_Islam_The_Protestant_Ethic_among_Muslim_puritans
  2. 1 Secularisation, Weber and Islami Francis Robinson For the hundred years preceeding the Muslim revival of the late twentieth ce
    https://repository.royalholloway.ac.uk/file/32080deb-f823-e5ff-5f58-5deefd6cf06e/8/Weber.pdf
  3. The Burnout Society, Byung-Chul Han, 2015 – Courtauld Institute of Art
    https://courtauld.ac.uk/research/events-archive/vital-exhaustion/beyond-disciplinary-society/
  4. The Burnout Society | Stanford University Press
    https://www.sup.org/books/theory-and-philosophy/burnout-society
  5. Why is Byung-Chul Han’s “Burnout Society” seemingly highly respected? : r/askphilosophy
    https://www.reddit.com/r/askphilosophy/comments/1mxw8t4/why_is_byungchul_hans_burnout_society_seemingly/
  6. Thought-tinkering – the Korean German philosopher Byung-Chul Han | Aeon Essays
    https://aeon.co/essays/thought-tinkering-the-korean-german-philosopher-byung-chul-han
  7. Roger Garaudy’e göre islam düşüncesinin temel meseleleri – Harran Üniversitesi
    http://acikerisim.harran.edu.tr:8080/jspui/bitstream/11513/1972/1/429737.pdf
  8. The Plague of our time: terror to torture as a means of government – UNESCO Digital Library
    https://unesdoc.unesco.org/ark:/48223/pf0000031091
  9. Issues in Contemporary Islamic Though
    https://archive.org/download/issues-in-contemporary-islamic-thoughts_202211/Issues%20in%20Contemporary%20Islamic%20Thoughts.pdf
  10. Geleceğimizde Islam Var Kitabı ve Fiyatı – Hepsiburada
    https://www.hepsiburada.com/gelecegimizde-islam-var-pm-HBC00009XNMZZ
  11. Germany Faces Record-Low Birth Rate, Raising Alarms Over Aging Population and Labor Shortage – FastBull
    https://www.fastbull.com/news-detail/germany-faces-recordlow-birth-rate-raising-alarms-over-4336098_0
  12. Germany’s birthrate declined again in 2024 – IamExpat.de
    https://www.iamexpat.de/expat-info/germany-news/germanys-birthrate-declined-again-2024
  13. Births – German Federal Statistical Office – Statistisches Bundesamt
    https://www.destatis.de/EN/Themes/Society-Environment/Population/Births/_node.html
  14. Having two children is still the norm for the French, but this could soon change, according to a study by INED. – ELFAC
    https://www.elfac.org/having-two-children-is-still-the-norm-for-the-french-but-this-could-soon-change-according-to-a-study-by-ined/
  15. Should we really be worried about France’s declining fertility rate? Polytechnique Insights
    https://www.polytechnique-insights.com/en/columns/society/should-we-really-be-worried-about-frances-declining-fertility-rate/
  16. A low not seen since the 18th century: The European countries on the verge of disappearing
    https://www.jpost.com/omg/article-861615
  17. Visualised: Europe’s population crisis, Source: The Guardian and Eurostat
    https://www.reddit.com/r/dataisbeautiful/comments/1islx7u/visualised_europes_population_crisis_source_the/
  18. The demographic divide: inequalities in ageing across the European Union – Bruegel
    https://www.bruegel.org/policy-brief/demographic-divide-inequalities-ageing-across-european-union
  19. Macron wants more French babies – but his meddling fertility plan isn’t the answer | Rokhaya Diallo | The Guardian
    https://www.theguardian.com/commentisfree/2024/feb/09/france-emmanuel-macron-babies-women-fertility
  20. ‘Leave our uteruses in peace’: Fury as Macron offers free fertility tests as French birthrates slump | ITV News
    https://www.itv.com/news/2024-01-23/president-macron-offers-free-fertility-tests-as-frances-birthrates-slump
  21. ‘Natalist injunctions’: Macron sparks uproar with call to revive France’s birth rate – Reddit
    https://www.reddit.com/r/Futurology/comments/199efwr/natalist_injunctions_macron_sparks_uproar_with/
  22. A comparison of youth loneliness in Europe in 2024 – Bertelsmann Stiftung
    https://www.bertelsmann-stiftung.de/en/our-projects/next-generation-and-society/project-news/a-comparison-of-youth-loneliness-in-europe-in-2024
  23. Low-income earners at highest risk of loneliness – DIW Berlin
    https://www.diw.de/documents/publikationen/73/diw_01.c.935131.de/dwr-25-05-1.pdf
  24. Loneliness Barometer 2024
    https://www.bmbfsfj.bund.de/resource/blob/252070/138acce165dcc4bb928312b141e4c478/einsamkeitsbarometer-loneliness-barometer-2024-data.pdf
  25. İŞLETME YÖNETİMİ-I – Bilgi İşlem Daire Başkanlığı
    http://web.harran.edu.tr/assets/uploads/other/files/birecik/files/%C4%B0%C5%9Fletme_Y%C3%B6netimi-I%287%29.pdf
  26. ALİJA İZZET BEGOVİÇ’İN ‘DOĞU VE BATI ARASINDA İSLAM’ ADLI KİTABINDAKİ BAZI DÜŞÜNCELERİ ÜZERİNE BİR DEĞERL – DergiPark
    https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/213231
  27. Hz. Peygamber’in Medeniyet Tasavvuru
    https://kimam.hku.edu.tr/wp-content/uploads/2024/12/Hz.-Peygamberin-Medeniyet-Tasavvuru.pdf
  28. Siyasi Bir Lider Olarak Aliya İzzetbegoviç
    https://www.muharrembalci.com/hukukdunyasi/Aliya/2425.pdf
  29. ISLAM B EN EAST and WEST https://archive.org/download/IslamBetweenEastAndWestAlijaIzetbegovic/Islam_between_East_and_West_Alija_Izetbegovic.pdf
  30. The Different aspects of Islamic culture, v. 1: Foundations of Islam – UNESCO Digital Library
    https://unesdoc.unesco.org/ark:/48223/pf0000225732
  31. Ahlak ve Etik Arasındaki Fark Nedir? – avt.com.tr
    https://www.avt.com.tr/ahlakin-is-hayatina-yansimasi/
  32. Biliösel Araştırma Yöntemleri | PDF – Scribd
    https://www.scribd.com/document/396039522/biliosel-ara%C5%9Ft%C4%B1rma-yontemleri
  33. Kant’ın Ahlak Felsefesi: İyinin Tanımı, Etik İlkeler ve Kesin Buyruk – FiloMythos | Felsefe, Mitoloji ve Sanatla Düşünen Bir Dünya
    https://www.filomythos.com/kantin-ahlak-felsefesi-iyinin-tanimi-etik-ilkeler-ve-kesin-buyruk/
  34. T.C. AKSARAY ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ TEMEL İSLÂM BİLİMLERİ ANABİLİM DALI İSRÂ SÛRESİNİN AHL
    https://acikerisim.aksaray.edu.tr/bitstreams/aec07f3b-c346-44a2-8e2f-3045c2eadd58/download
  35. Tam Sayı – DergiPark
    https://dergipark.org.tr/en/download/issue-file/13283
  36. İSLAM AHLAKI – Diyanet Yayınları https://yayin.diyanet.gov.tr/File/EpubDownload?path=4148_2.epub&name=%C4%B0slam_Ahlak%C4%B1_Temel_Konular_G%C3%BCncel_Yorumlar&id=4148
  37. Synthetic Minds. Why AI Feels Smarter Than It Really Is | by Rena Alasgarova | Medium
    https://medium.com/@rena.alasgarova/synthetic-minds-34be4bd5eebd
  38. Some Ethical Reflections on the EU AI Act – CEUR-WS
    https://ceur-ws.org/Vol-3221/IAIL_paper5.pdf
  39. How the EU AI Act Seeks to Establish an Epistemic Environment of Trust – PubMed Central
    https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC11250763/
  40. The Development of AI Ethics in Japan: Ethics-washing Society 5.0?
    https://www.tandfonline.com/doi/full/10.1080/18752160.2023.2275987
  41. Interview with Ulrike Klinger and Philipp Hacker: Why the public interest gets lost in the AI gold rush | Internet Policy Review
    https://policyreview.info/articles/news/interview-ulrike-klinger-and-philipp-hacker
  42. Artificial Intelligence: The Soul of Soulless Conditions | UX Collective
    https://uxdesign.cc/artificial-intelligence-the-soul-of-soulless-conditions-ab5076e5e04
  43. AI-powered surveillance in China and the U.S. – Kevin MD
    https://kevinmd.com/2024/06/ai-powered-surveillance-in-china.html

The ethics of artificial intelligence: Issues and initiatives – European Parliament,
https://www.europarl.europa.eu/RegData/etudes/STUD/2020/634452/EPRS_STU(2020)634452_EN.pdf

🚀 Teoriyi pratiğe dökmek ister misiniz?

Teori iyidir, ancak etki eylemle oluşur. Şirketlere ve yöneticilere, bu yöntemleri akademik yük olmadan, pratik bir şekilde uygulamaları konusunda destek oluyorum.