Table of Content

🎓 Eğitim ve Zihinsel İşgal ve İki Yüzlülük

Okul sistemi öğrenmeyi özgürleştiren bir araç olmaktan çıkıp Batı hayranlığını kurumsallaştıran ve yerel bilinci silen bir endüstriye dönüşmüştür.

  • Gizli Müfredat: Okullar sadece matematik öğretmez aynı zamanda itaat etmeyi, Batı normlarını üstün görmeyi ve tüketim kültürünü aşılar.
  • Ritüel Olarak Okul: Ivan Illich’e göre eğitim süreci içeriğinden bağımsız olarak kutsallaştırılmış bir ritüeldir ve diploma bu ritüelin giriş biletidir.
  • Epistemik Şiddet: Batı bilimi kendini tek otorite ilan ederek kadim bilgi birikimini yok sayar ve zihinsel çeşitliliği öldürür.
📚 Referans Kaynak: Ivan Illich – Okulsuz Toplum (Deschooling Society) ve Paulo Freire – Ezilenlerin Pedagojisi esas alınmıştır.

Giriş

Modern çağın en büyük yanılgısı eğitimin tarafsız ve evrensel bir aydınlanma süreci olduğu inancıdır. Oysa kurumsal eğitim Batı dışı toplumlar için bir aydınlanmadan ziyade sistematik bir zihinsel işgal mekanizmasıdır. Okul duvarları arasında öğretilen müfredat, bireye sadece teknik bilgileri değil aynı zamanda kendi kültürüne yabancılaşmayı ve Batı değerlerini mutlak doğru kabul etmeyi dayatır. Ivan Illich’in sarsıcı tespitiyle okul bizi hayata hazırlayan bir yer değil hayatı öğrenmemizi engelleyen ve bizi kurumsal süreçlerin kölesi yapan bir fabrikadır. Bu sistemde diploma yetkinliğin değil itaatkarlığın belgesidir. Bu analizde eğitimin masum yüzünün ardındaki kültürel sömürgeciliği, akademideki bilimsel iki yüzlülük sorununu ve diplomalı cahiller üreten bu çarkın nasıl kırılacağını en sert gerçeklerle yüzleşerek inceleyeceğiz.

Zihinsel İşgalin Fenomenolojisi ve Modern “Maarif”in Ontolojik Krizi

Türk modernleşme tarihinin en sancılı veçhesi, şüphesiz ki eğitim alanında yaşanan yapısal ve zihinsel kırılmadır. Tanzimat’tan bu yana, Batı medeniyetine duyulan hayranlık, salt bir teknik transfer ihtiyacının ötesine geçerek, bir tür “zihinsel işgal” (mental occupation) halini almıştır. Bu işgal, toprakların askeri güçle zapt edilmesinden çok daha derin ve kalıcı etkiler bırakan bir milletin kendi tarihine, inancına, kavram dünyasına ve varoluş gayesine yabancılaşması sürecidir. Bu bölümün odaklandığı “Eğitim”, bu yabancılaşmanın kurumsal mekanizmalarını, felsefi köklerini ve yarattığı toplumsal travmayı, Doğu ve Batı düşüncesinin kavşak noktasında durarak analiz etmeyi amaçlamaktadır.

“Zihinsel işgal”, bireyin ve toplumun, kendi medeniyet havzasının ürettiği hakikat bilgisinden koparak, hegemonik bir kültürün -modern Batı’nın- kavram setlerini, değer yargılarını ve tarih tasavvurunu “tek ve mutlak gerçeklik” olarak içselleştirmesidir. Bu süreçte “eğitim”, bir aydınlanma ve kemâle erme (terbiye) aracı olmaktan çıkmış, küresel kapitalizmin ve endüstriyel toplumun ihtiyaç duyduğu itaatkâr, tüketici ve teknokrat bireyler üretme aygıtına dönüşmüştür. Türk insanının zihninde yarattığı “Batı Ütopyası”, rasyonel bir ihtiyaçtan ziyade, kendi özgüvenini yitirmiş bir toplumun sığındığı, gerçeklikle örtüşmeyen, kusursuzlaştırılmış bir hayaldir. Bu ütopya, Batı’nın “Almanya”sında disiplin ve tekniği, “Fransa”sında ise kültür ve hukuku mutlaklaştırırken, bu medeniyetin kendi içindeki krizleri, manevi boşlukları ve “bilimsel iki yüzlülüğünü” görmezden gelmektedir.

Bu derinlemesine analiz, üç temel üzerine oturmaktadır: Birincisi, Ivan Illich’in modern okul kurumuna yönelik radikal ve sarsıcı eleştirileridir. Illich’in “Okulsuz Toplum” tezi, eğitimin kurumsallaşmasının öğrenmeyi nasıl yok ettiğini ve okulların birer “endoktrinasyon merkezi” haline geldiğini gösteren güçlü bir projeksiyondur. İkincisi, bilim tarihinin Batı merkezli olarak yeniden yazılması ve İslam medeniyetinin bilimsel mirasının “büyük bir unutkanlık” veya “bilimsel hırsızlık” ile yok sayılmasıdır. Fuat Sezgin’in çalışmaları ışığında, İbn Sînâ’dan Zehravî’ye, Cezerî’den İbnü’l-Heysem’e kadar uzanan bilimsel silsilenin nasıl örtbas edildiği ve Batı’nın bu mirası nasıl “kendine mal ettiği” (appropriation) incelenecektir. Üçüncüsü ise, Nurettin Topçu, Sezai Karakoç ve Yusuf Kaplan gibi yerli mütefekkirlerin, bu zihinsel işgale karşı geliştirdikleri “Maarif Davası”, “Diriliş” ve “Medeniyet Tasavvuru”dur.

Eğitim, bir milletin sadece bilgi aktarım mekanizması değil, varoluşsal kodlarının nesilden nesile aktarıldığı, ruhun şekillendiği bir “hikmet” ocağıdır. Ancak modernite, bilgiyi “kutsal”dan kopararak sekülerleştirmiş, hikmeti “teknik”e indirgemiş ve “muallim”i (ruh mimarı) bir “öğretmen”e (teknisyen) dönüştürmüştür. Bu rapor, söz konusu dönüşümün yarattığı tahribatı, tarihsel, sosyolojik ve felsefi verilerle, kapsamlı ve eleştirel bir dille ortaya koyacaktır.

Modern Okulun Kurumsal Hegemonyası ve Tüketim Toplumunun İnşası: Ivan Illich’in Radikal Eleştirisi

Yirminci yüzyılın ikinci yarısında, eğitim felsefesi alanında yapılmış en köklü ve sarsıcı eleştiri, şüphesiz Ivan Illich’in Deschooling Society (Okulsuz Toplum) adlı eseriyle ortaya koyduğu tezlerdir. Illich, modern okulu sadece pedagojik bir yöntem sorunu olarak ele almaz onu, modern sanayi toplumunun, tüketim kültürünün ve bürokratik tahakkümün yeniden üretildiği “merkezi tapınak” olarak tanımlar. Türkiye’nin Batılılaşma serüveninde, eğitim sistemini kurgularken model aldığı yapı, tam da Illich’in eleştirdiği bu kurumsal yapıdır. Bu nedenle Illich’in analizi, Türk eğitim sisteminin yaşadığı çıkmazları anlamak adına hayati bir öneme sahiptir.

Okulun Fenomenolojisi: Süreç ile Tözün Karıştırılması

Illich’in eleştirisinin merkezinde, modern insanın “süreç” (process) ile “töz”ü (substance) birbirine karıştırması yatar. Modern toplumda bireyler, kurumsal süreçlerden geçmeyi, o sürecin vaat ettiği değere sahip olmakla eşdeğer tutmaya şartlandırılmıştır.

  • Eğitim vs. Okullaşma: Illich’e göre, “okula gitmek” ile “eğitim almak” (öğrenmek) taban tabana zıt eylemler haline gelmiştir. Okul, öğrenmeyi müfredata, başarıyı diplomaya, yetkinliği ise sertifikaya indirger.1 Bir toplum, sağlığı hastaneye gitmekle, güvenliği polis sayısıyla, eğitimi ise okul binalarının sayısı ve zorunlu eğitim yılıyla ölçmeye başladığında, kendi içsel potansiyelini ve eyleme gücünü kaybetmiş demektir.
  • Kurumsal Bağımlılık: Okul, bireye “öğretilmeye muhtaç olduğu” dersini veren ilk kurumdur. Bu ders bir kez öğrenildiğinde, birey hayatının geri kalanında her türlü ihtiyacı için kurumlara bağımlı hale gelir. Sağlığını doktora, ruhunu psikoloğa, eğlencesini medya endüstrisine devreder. İllich, bu durumu “hayatın yabancılaştırıcı kurumsallaşması” olarak adlandırır.2

Türk eğitim sistemine bakıldığında, bu “sürece tapınma” ritüelinin en uç örnekleri görülür. Sınav odaklı sistem (LGS, YKS, KPSS), öğrencinin bilgisini değil, sisteme uyumunu ve ezber yeteneğini ölçer. “Öğrenme” eylemi, merak ve hayret duygusundan arındırılarak, test çözme tekniğine indirgenmiştir. Bu, Illich’in ifadesiyle, “hayal gücünün bile ölçülebilir hale getirilmesi” ve insanın metalaştırılmasıdır.2

İlerleme Ritüeli ve Yoksulluğun Modernizasyonu

Illich, okulu modern seküler devletin “kilisesi” olarak nitelendirir. Bu kilisenin dogması “ilerleme”, ayini “müfredat”, rahipleri “öğretmenler”, aforoz mekanizması ise “başarısızlık” damgasıdır.

  • Yeni Kast Sistemi: Zorunlu eğitim, toplumu dikey bir hiyerarşiye tabi tutar. Geleneksel toplumlarda kast sistemi doğuştan gelen statülere dayanırken, modern toplumda bu ayrım “diploma” üzerinden meşrulaştırılır. Diploma, bireyin zekâsının, çalışkanlığının ve toplumsal değerinin “objektif” kanıtı olarak sunulur. Ancak Illich, bunun bir “mit” olduğunu savunur. Okul, aslında var olan sınıfsal eşitsizlikleri gizleyerek yeniden üretir.3
  • Yoksulluğun Psikolojikleşmesi: Illich’in “yoksulluğun modernizasyonu” kavramsallaştırması, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler için çarpıcıdır. Okul, yoksul bir çocuğa “fırsat eşitliği” vaat eder ancak sistem, kültürel sermayesi yüksek olanı ödüllendirecek şekilde kurgulanmıştır. Yoksul çocuk başarısız olduğunda, sistemin adaletsizliğini değil, kendi yetersizliğini suçlar. Böylece yoksulluk, sadece maddi bir yoksunluk olmaktan çıkar, bir “beceriksizlik” ve “aşağılık kompleksi” olarak içselleştirilir.3 Türk milletinin Batı karşısındaki aşağılık kompleksinin kökleri, biraz da bu küresel eğitim hiyerarşisinde “geri kalmış öğrenci” rolünü kabul etmesinde yatmaktadır.

Zihinsel İşgalin Gizli Müfredatı: Tüketim ve İtaat

Okulun görünürdeki müfredatı matematik, tarih veya edebiyat olabilir ancak Illich’e göre asıl işlevi “gizli müfredat”tır (hidden curriculum). Bu gizli müfredat, öğrenciye şu temel değerleri aşılar:

  • Tüketim: Bilgi, tıpkı marketteki ürünler gibi paketlenmiş, sınıflandırılmış ve tüketilmeye hazır bir metadır. Öğrenci, bu bilgi paketlerini (dersleri) tüketerek bir üst sınıfa (statüye) geçmeyi hedefler. Bu, tüketim toplumunun ideal vatandaşı olan “tüketici” tipolojisinin inşasıdır.5
  • İtaat ve Beklenti: Okul, öğrenciye, ihtiyaçlarının karşılanması için “uzmanlara” ve “kurumlara” güvenmesi gerektiğini öğretir. Kendi kendine öğrenme (otodidaktizm) değersizleştirilir. İllich, okulun “toplumun olduğu gibi kabul edilmesini sağlayan bir reklam ajansı” olduğunu söyler.2

Prometheusçu İnsana Karşı Epimetheusçu İnsan ve Öğrenim Ağları

Ivan Illich, modernitenin insan tipolojisini Yunan mitolojisindeki Prometheus ile özdeşleştirir. Prometheus, ateşi çalan, geleceği öngören, planlayan, doğayı kontrol eden ve sürekli “daha fazlasını” isteyen kahramandır. Modern eğitim, Prometheusçu insanı, yani teknokratı, planlamacıyı ve mühendisi yüceltir. Oysa Illich, insanlığın kurtuluşunun Epimetheusçu (sonradan düşünen, umut eden) insan modelinde olduğunu savunur.1

  • Epimetheusçu İnsan: Plan ve kontrolden ziyade, sevgiye, paylaşıma, sürprize ve “birlikte olmaya” (conviviality) değer veren insandır. O, dünyayı bir hammadde deposu olarak değil, bir armağan olarak görür.
  • Öğrenim Ağları (Learning Webs): Illich’in “Okulsuz Toplum” ütopyası, eğitimin yok edilmesi değil, kurumsal tekelden kurtarılmasıdır. O, bugünkü interneti ve dijital kütüphaneleri öngörürcesine “Öğrenim Ağları” modelini önermiştir. Bu ağlar dört temel unsurdan oluşur:
  1. Eğitsel Nesnelere Erişim: Laboratuvarlar, kütüphaneler, müzeler gibi araçların herkesin erişimine açık olması.
  2. Beceri Değişimi: Bir beceriye sahip olanların (örneğin gitar çalmak, kod yazmak), bunu öğrenmek isteyenlerle buluştuğu platformlar.
  3. Akran Eşleşmesi: Benzer ilgi alanlarına sahip bireylerin birlikte öğrenmek için bir araya gelmesi.
  4. Eğitimcilere Referans: Profesyonel öğretmenlerin değil, “usta”ların ve rehberlerin erişilebilir olması.1

Illich’in bu vizyonu, Türkiye’deki eğitim tartışmalarında genellikle göz ardı edilmiştir. Eğitim reformları, sürekli olarak okulun süresini uzatmak, sınav sistemini değiştirmek veya teknolojik altyapıyı (akıllı tahtalar, tabletler) artırmak üzerine kuruludur. Oysa Illich’e göre, “bozuk bir sisteme teknoloji eklemek, sadece hatayı hızlandırır”.6 Asıl mesele, eğitimin ontolojisini değiştirmektir.

Gençlik ve Sosyoloji

Eğer Batı çöküşteyse, neden en parlak doktorlarımız ve mühendislerimiz Düsseldorf’a, Londra’ya veya Silikon Vadisi’ne akıyor? Bu soruyu hamasetle değil, cesaretle yanıtlamalıyız. Gençlerimiz Batı’nın ‘ruhuna’ değil, kurduğu ‘konfor alanına’ hicret ediyor.

Bu göç, Batı’nın üstünlüğünü değil, bizim ‘Liyakat’ mekanizmamızdaki hasarı kanıtlar. Bir medeniyet iddiası, sadece SİHA üretmekle değil, o SİHA’yı yapan mühendise kendi vatanında onurlu, adil ve öngörülebilir bir gelecek sunmakla kaimdir. Beyin göçü, gidenlerin zayıflığı değil, kalan sistemin yetenek yönetimi konusundaki zafiyetidir. Türkiye’nin önündeki en büyük ödev ‘Mücadele Ülkesi’ olmaktan çıkıp, yeteneğin sadakatten üstün tutulduğu bir ‘Fırsat Ülkesi’ne dönüşmektir.

Bilimsel İki Yüzlülük ve Tarihsel Gerçeklik: Büyük “Örtbas” Operasyonu

Zihinsel işgalin en güçlü dayanağı, bilim ve medeniyet tarihinin Batı merkezli (Eurocentric) bir kurguyla yeniden yazılmasıdır. Bu kurguya göre, bilim Antik Yunan’da doğmuş, Roma’da kurumsallaşmış, Orta Çağ’da (Karanlık Çağlar) uykuya dalmış ve Rönesans ile Avrupa’da yeniden uyanarak bugünkü modern formuna kavuşmuştur. Bu anlatıda, İslam medeniyeti ve diğer doğu medeniyetleri ya tamamen yok sayılmış ya da Antik Yunan mirasını Avrupa’ya taşıyan basit bir “postacı” konumuna indirgenmiştir.

Prof. Dr. Fuat Sezgin’in “İslam Bilimler Tarihi” çalışmaları, bu anlatının masum bir tarihsel hata değil, bilinçli bir “örtbas” (cover-up) ve “sahiplenme” (appropriation) operasyonu olduğunu belgeleriyle ortaya koymuştur.8 Batı, İslam dünyasının bilimsel birikimini alırken, bu bilginin kaynağını sistematik olarak gizlemiş, isimleri Latinize ederek yerlileştirmiş ve bilimin “kutsal” ile olan bağını kopararak sekülerleştirmiştir. Bu durum, “Bilimsel İki Yüzlülük” olarak adlandırılmayı hak eden tarihsel bir suçtur.

Tıbbın Sekülerleştirilmesi: İbn Sînâ (Avicenna) Örneği

İslam medeniyetinin “Şeyhü’r-Reis”i İbn Sînâ, tıp tarihinin en büyük dehalarından biridir. Onun başyapıtı El-Kanun fi’t-Tıb (Tıbbın Kanunu), 12. yüzyılda Latinceye çevrilmiş ve 17. yüzyılın sonlarına kadar Montpellier, Padua, Bologna ve Paris gibi Avrupa üniversitelerinde temel ders kitabı olarak okutulmuştur.10 Ancak bu aktarım süreci, paradoksal bir “unutma” ve “dönüştürme” sürecini de beraberinde getirmiştir.

  • İsmin Dönüşümü: “İbn Sînâ” isminin “Avicenna”ya dönüştürülmesi, eserin yazarının Müslüman ve Doğulu kimliğini silikleştirmiştir. Avrupalı öğrenciler yüzyıllarca bu eseri okurken, yazarını kendilerinden biri veya antik bir bilge olarak tahayyül etmişlerdir. Bu, zihinsel işgalin “isimler” üzerinden nasıl yürütüldüğünün en somut örneğidir.12
  • Ruhun Yitimi (Loss of Soul): İbn Sînâ felsefesinde tıp, sadece biyolojik bedenin tamiri değil, aynı zamanda ruhun ve nefsin dengelenmesi sanatıdır. O, bir hekim olduğu kadar bir filozoftur ve tıbbını metafizik ilkeler üzerine kurar. “Şifa” kavramı, hem bedensel sağlığı hem de ruhsal kurtuluşu içerir. Ancak Batı, İbn Sînâ’nın eserlerini tercüme ederken, teknik ve anatomik bilgileri almış, fakat eserin ruhunu oluşturan metafizik ve manevi boyutu dışlamıştır.12
  • Bilimsel Hırsızlık: İbn Sînâ’nın böbrek ve mesane hastalıkları, kan dolaşımı ve psikolojik faktörlerin hastalıklar üzerindeki etkisine dair bulguları, yüzyıllar sonra Batılı bilim adamları tarafından “yeni keşifler” gibi sunulmuştur. Örneğin, kan dolaşımı ile ilgili tespitleri William Harvey’den çok önce İbnü’n-Nefis ve İbn Sînâ tarafından tartışılmıştır.10

Modern tıp eğitimi, bu sekülerleştirilmiş miras üzerine kuruludur. Bugün Türkiye’deki tıp fakültelerinde İbn Sînâ’nın adı bir hastaneye verilirken, onun bütüncül tıp anlayışı (holistik tıp) müfredatta yer bulamaz. Tıp, bedeni ruhsuz bir makine, hastalığı ise mekanik bir arıza olarak gören pozitivist bir anlayışa hapsolmuştur. Thomas Moore’un Care of the Soul (Ruhun Bakımı) eserinde belirttiği gibi, modern tıbbın en büyük krizi “ruh kaybı”dır. Hastalar, teknik müdahalelerle hayatta tutulmakta, ancak varoluşsal acılarına ve manevi boşluklarına çare bulunamamaktadır.14

Cerrahinin Gizlenen Babası: Zehravî (Albucasis) ve İntihal Geleneği

Endülüslü cerrah Ebu’l-Kasım el-Zehravî (936-1013), modern cerrahinin tartışmasız kurucusudur. 30 ciltlik Kitabü’t-Tasrif adlı ansiklopedik eseri, cerrahi aletlerin tasarımı ve kullanım teknikleri konusunda devrim niteliğindedir. Ancak Zehravî’nin kaderi de İbn Sînâ’dan farklı olmamış, Batı’nın “sahiplenme” stratejisine kurban gitmiştir.

  • Aletlerin Sahiplenilmesi: Zehravî, 200’den fazla cerrahi aleti (neşterler, makaslar, sondalar, koterler) bizzat tasarlamış ve çizimleriyle birlikte kitabında anlatmıştır. Bu aletlerin birçoğu, bugün modern cerrahide kullanılan aletlerin neredeyse aynısıdır. Ancak Batı tıp tarihinde, bu aletlerin ve tekniklerin (örneğin, damarların bağlanması – ligatür) mucidi olarak genellikle 16. yüzyıl Fransız cerrahı Ambroise Paré gösterilir.16 Oysa Paré’den beş asır önce Zehravî, iç dikişlerde hayvan bağırsağı (katgüt) kullanımını keşfetmiş ve uygulamıştır.
  • Albucasis Kimliği: Zehravî’nin adı “Albucasis” veya “Abulcasis” olarak Latinize edilmiş ve eseri Chirurgia adıyla Avrupa’da standart ders kitabı olmuştur. Ancak Batılı yazarlar, Zehravî’den yaptıkları alıntılarda kaynak gösterme konusunda son derece “cimri” davranmışlardır. Birçok Rönesans cerrahı, Zehravî’nin çizimlerini kopyalayarak kendi eserleri gibi yayınlamıştır. Bu, açık bir “bilimsel intihal”dir.18

Mekanik ve Robotiğin Unutulan Dehası: El-Cezerî

12. yüzyılda Artuklu Sarayı’nda başmühendis olarak görev yapan El-Cezerî, sibernetiğin ve robotiğin babası kabul edilmektedir. Kitab fi Marifeti’l-Hiyel (Olağanüstü Mekanik Araçların Bilgisi Hakkında Kitap) adlı eserinde, su saatleri, otomatlar, şifreli kilitler ve su kaldırma makineleri gibi 50’den fazla icadı detaylı çizimlerle anlatmıştır.19

  • Doğa ile Uyum vs. Doğaya Tahakküm: El-Cezerî’nin teknolojisi ile modern Batı teknolojisi arasında derin bir ontolojik fark vardır. Gunalan Nadarajan’ın “İslami Otomasyon” analizinde belirttiği gibi, Cezerî’nin makineleri, doğanın ritimlerine (suyun akışı, yerçekimi) “teslimiyet” ve “uyum” (submission) üzerine kuruludur. Makineler, evrensel düzenin (kozmos) mekanik bir temsili olarak işler.21 Oysa Batı teknolojisi, Sanayi Devrimi ile birlikte doğayı “kontrol etme”, “tahakküm altına alma” ve “sömürme” üzerine inşa edilmiştir. Cezerî’nin “Filli Su Saati”, farklı medeniyetlerin (Hint fili, Mısır zümrüdü anka kuşu, Çin ejderhası, Arap sarığı) sembollerini birleştirerek evrensel bir kültür sentezi sunarken, modern teknoloji kültürel farkları yok eden bir standartlaşma aracıdır.22
  • Leonardo da Vinci Bağlantısı: Cezerî’nin krank mili, piston ve dişli sistemleri konusundaki tasarımlarının, yüzyıllar sonra Leonardo da Vinci’nin çizimlerinde benzer şekilde ortaya çıkması tesadüf değildir. Bilim tarihçileri, İslam mühendislik bilgisinin İtalya’ya ve oradan tüm Avrupa’ya ulaştığını kabul etmektedir. Ancak popüler kültürde ve okul kitaplarında, “dahi” sıfatı sadece Da Vinci’ye layık görülürken, Cezerî’den bahsedilmemesi zihinsel işgalin bir sonucudur.
Alanİslam Alimi / EserBatı’daki Karşılık / DönüştürmeBilimsel İki Yüzlülük / İntihal
Tıpİbn Sînâ (Avicenna)
El-Kanun fi’t-Tıb
Temel Ders Kitabı (17. YY’a kadar)
Sekülerleştirilmiş Tıp
Ruh ve metafizik boyut atıldı.
İsim Latinize edilerek “Doğulu” kimlik silindi.
CerrahiZehravî (Albucasis)
Kitabü’t-Tasrif
Ambroise Paré, Guy de ChauliacKatgüt (dikiş ipi), cerrahi aletler ve teknikler (ligatür)
Paré’nin buluşu gibi sunuldu.
RobotikEl-Cezerî
Kitab fi Marifeti’l-Hiyel
Leonardo da Vinci
Sanayi Devrimi Mühendisliği
Krank mili, otomatlar ve sibernetik prensipler.
Kaynak gösterilmeden kullanıldı.
Optikİbnü’l-Heysem (Alhazen)
Kitabü’l-Menazır
Roger Bacon, Kepler, Newton“Karanlık Oda” (Camera Obscura) ve ışık kırılması.
Bilimsel metodun kurucusu olduğu gizlendi.
Sosyolojiİbn Haldun
Mukaddime
Auguste Comte, DurkheimSosyolojinin ve tarih felsefesinin temelleri.
Batı sosyolojisinin “kurucu babaları”na mal edildi.

Tablo 1: İslam Bilim Mirası ve Batı’nın Sahiplenme (Appropriation) Mekanizması

Talim ve Terbiye Arasındaki Uçurum: Muallimden Teknisyene

Zihinsel işgalin Türkiye’deki en somut tezahürü, eğitim dilindeki ve kavramlarındaki dönüşümdür. “Maarif”ten “Eğitim”e, “Muallim”den “Öğretmen”e, “Talebe”den “Öğrenci”ye geçiş, sadece linguistik bir sadeleşme değil, derin bir anlam daralması ve felsefi bir makas değişikliğidir. Osmanlı eğitim sistemi, eksikleriyle birlikte “Talim” (öğretim) ve “Terbiye” (yetiştirme/eğitim) bütünlüğüne dayanırken, Cumhuriyet modernleşmesi Batı’nın “instruction” (talim/teknik bilgi aktarımı) modelini esas almış, “terbiye” boyutunu ise ya ihmal etmiş ya da ideolojik bir endoktrinasyona indirgemiştir.

Osmanlı Mirası: Enderun ve Bütüncül Eğitim

Osmanlı Devleti’nin yönetici kadrosunu yetiştiren Enderun Mektebi, zihinsel işgal öncesi yerli ve özgün eğitim modelinin zirvesi olarak kabul edilebilir. Enderun, sadece bilgi yükleyen bir okul değil, bir “karakter inşası” merkeziydi.

  • Yetenek Tespiti ve Meritokrasi: Devşirme sistemiyle seçilen çocuklar, “Acemi Oğlanlar” ocağında sıkı bir disiplin ve fiziksel eğitimden geçer, ardından yeteneklerine göre Enderun’un farklı odalarına (Büyük Oda, Küçük Oda, Seferli Koğuşu, Hazine Odası, Has Oda) ayrılırdı. Bu sistemde belirleyici olan tek kriter “kabiliyet” ve “liyakat” idi. Ivan Illich’in eleştirdiği “diploma aristokrasisi” yerine, gerçek performansa dayalı bir ilerleme (çıkma usulü) söz konusuydu.23
  • Talim ve Terbiye Bütünlüğü: Enderun’da İslami ilimler (Tefsir, Hadis, Fıkıh) ile pozitif ilimler (Matematik, Geometri, Coğrafya) ve sanat (Müzik, Hat, Tezhip) iç içe öğretilirdi. Ancak asıl hedef, bu bilgilerin “edep” ve “ahlak” ile yoğrulmasıydı. Beden eğitimi (cirit, okçuluk) ile ruh eğitimi (müzik, ibadet) dengeli bir şekilde verilirdi. Müzik, Enderun’da ve Bimarhanelerde bir tedavi ve terbiye aracı olarak kullanılırdı ki bu, Batı’nın çok sonraları keşfedeceği bir yöntemdi.23

Nurettin Topçu ve Türkiye’nin Maarif Davası

Cumhuriyet dönemi Türk düşüncesinin en önemli isimlerinden Nurettin Topçu, Türkiye’nin Maarif Davası adlı eserinde, Batı taklitçiliği ile kurulan modern okulları sert bir dille eleştirir. Topçu’ya göre, ruhsuz, aşksız ve davasız bir eğitim sistemi, milleti felakete sürükleyen bir “uçurum”dur.

  • Taş Ocağı Olarak Okul: Topçu, modern okulu “ruhsuz bir taş ocağına” benzetir. Bu ocakta öğrenciler yontulur, şekillendirilir ancak onlara “ruh” üflenmez. “Mektep, bir milletin ruhunu yoğuran mukaddes bir ocak olması gerekirken, bizde Amerikanvari bir işporta tezgahına dönmüştür”.26
  • Muallim vs. Öğretmen: Topçu, “Muallim” ve “Öğretmen” kavramları arasında ontolojik bir fark görür.
  • Öğretmen: Devletin memurudur. Maaş karşılığı ders verir, mesaisi bitince işini bırakır. Bilgiyi teknik bir meta olarak aktarır. Nöbet tutar, para toplar, bürokratik işlerle uğraşır. Topçu’ya göre, “Koridorlarda talebeyi takip eden ve sınıflarda para toplayan muallim, ideal görevlerinden uzaklaştırılmış bir insandır”.27
  • Muallim: Ruhların sanatkârıdır. Mesleği bir “iş” değil, bir “varoluş biçimi”dir. Öğrencisine sadece dersi değil, hayatı, hakikati ve ahlakı öğretir. Muallim, “tarihin hiçbir devrinde kendine bu kadar yabancılaşmamış” olan Türk çocuğunu, tekrar kendi özüne döndürecek olan rehberdir.

Batı Hayranlığının Odakları: Almanya ve Fransa Etkisi

Türk eğitim sisteminin şekillenmesinde iki Batı ülkesi belirleyici olmuştur: Almanya ve Fransa. Bu iki ülke, Türk aydınının zihnindeki “Batı Ütopyası”nın iki farklı yüzünü temsil eder.

  • Fransa (Kültür ve Laiklik): Tanzimat’tan itibaren Türk entelijansiyası, Fransız aydınlanmasından ve pozitivizminden derinden etkilenmiştir. Galatasaray Lisesi (Mekteb-i Sultani) örneğinde olduğu gibi, Fransız eğitim sistemi, müfredat yapısı ve özellikle “laiklik” anlayışı, Türk eğitimine model olmuştur. Zihinsel işgalin “kültürel” boyutu, Fransız hayranlığı üzerinden gelişmiş, kendi geleneksel değerlerini “gericilik” olarak gören bir aydın tipi (Jön Türkler) ortaya çıkmıştır.
  • Almanya (Disiplin ve Teknik): Özellikle askeri eğitimde ve II. Abdülhamid döneminden itibaren teknik eğitimde Alman ekolü benimsenmiştir. Almanların “disiplin”, “sistem” ve “teknik üstünlük” vasıfları, Türk devlet adamları tarafından hayranlıkla izlenmiş ve taklit edilmeye çalışılmıştır. Ancak Sezai Karakoç’un eleştirdiği gibi, Batı’nın tekniğini alırken, o tekniği doğuran “ruh” (Faustian spirit) anlaşılamamış, sadece şekilsel bir taklit (nizamname, üniforma, bina) yapılmıştır.

Batı’nın Zihinsel Ütopyası ve Türkiye’nin “Bologna” İntiharı

Yirmi birinci yüzyılda Türk yükseköğretimi, küreselleşme adı altında yeni bir standardizasyon dalgasına kapılmıştır: Bologna Süreci. Avrupa Yükseköğretim Alanı’na entegrasyon amacıyla başlatılan bu süreç, Yusuf Kaplan gibi düşünürler tarafından “Türk üniversitesinin intiharı” olarak nitelendirilmektedir.

Akademik Sömürgecilik: Bologna Süreci

Bologna Süreci, görünürde diplomaların tanınırlığını artırmayı ve öğrenci hareketliliğini sağlamayı hedefler. Ancak özünde, eğitimi “piyasa koşullarına” göre dizayn eden, üniversiteyi bir “meslek edindirme kursuna” indirgeyen ve yerel/özgün akademik gelenekleri yok eden bir projedir.

  • AKTS ve İş Yükü: Eğitim, Avrupa Kredi Transfer Sistemi (AKTS) adı verilen bir muhasebe sistemine hapsedilmiştir. Dersler, içeriklerinin derinliği veya hikmetiyle değil, öğrenciye yüklediği “iş saati” ile ölçülür. Bu, Ivan Illich’in “her şeyin ölçülebilir olduğu dünya” eleştirisinin üniversitedeki karşılığıdır.29
  • Yusuf Kaplan’ın Eleştirisi: Kaplan, Bologna sürecini, “kendi kavramlarıyla düşünemeyen bir zihnin, başkalarının kavramlarına mahkum olması” olarak yorumlar. Ona göre, Türk üniversiteleri, Batı’nın bilgi üretim süreçlerine (epistemoloji) eklemlenmiş, kendi medeniyet iddialarından vazgeçmiş “taşeron” kurumlara dönüşmüştür. Bu süreç, “gönüllü bir akademik sömürgecilik”tir. Kaplan, bu durumu “tek bir zait kastın, bütün insanlığın zait kastına dönüşmesi” olarak ifade eder yani Batı’nın yerel bir krizi veya çözümü, evrensel bir norm gibi dayatılmaktadır.30

Bilginin Sekülerleşmesi ve Kutsalın Kovuluşu

Seyyed Hossein Nasr, modern eğitimin temel krizini “bilimin sekülerleşmesi” (secularization of science) olarak tanımlar. İslam medeniyetinde bilgi (ilim), kutsal olandan kopuk değildir. Doğa, Allah’ın ayetleridir ve onu incelemek bir ibadettir. Ancak modern Batı bilimi, Rönesans ve Aydınlanma ile birlikte, bilgiyi Tanrı’dan bağımsız, tamamen rasyonel ve ampirik bir alana hapsetmiştir.31

Bu sekülerleşme, Türk eğitim sistemine “pozitivizm” olarak yansımıştır. Din ve bilim, birbirine zıt iki kutup olarak sunulmuş, “bilimsel” olanın mutlaka “din dışı” olması gerektiği inancı yerleştirilmiştir. Bu durum, öğrencilerin zihninde derin bir yarılma (şizofreni) yaratmıştır: Bir yanda inandığı değerler, diğer yanda okulda öğrendiği “bilimsel gerçekler”. Rasim Özdenören’in “Müslümanca Düşünme” dediği şey, bu parçalanmış zihni tekrar tevhid (birlik) ilkesi etrafında bütünleştirme çabasıdır.

Diriliş ve Ruhun İhyası: Zihinsel İşgalden Çıkış Yolu

Zihinsel işgalden kurtuluş, ne Batı’yı tamamen reddedip içe kapanmakla (reaksiyonerlik) ne de Batı’ya teslim olmakla mümkündür. Çıkış yolu, Aliya İzzetbegoviç’in, Sezai Karakoç’un ve Roger Garaudy’nin işaret ettiği “Diriliş” ve “Sentez” arayışındadır.

Sezai Karakoç: Diriliş Neslinin Amentüsü

Sezai Karakoç, “Diriliş” kavramıyla, İslam medeniyetinin yeniden tarih sahnesine çıkışını müjdeler. Ancak bu diriliş, siyasi veya ekonomik bir hamleden önce, bir “ruh dirilişi”dir.

  • Ruh ve Teknik Çatışması: Karakoç, teknolojiye düşman değildir ancak teknolojinin insan ruhunu ezmesine karşıdır. “Laboratuvarında aradığın, incelediğin her şey arasında yalnız ruhun yok” diyerek modern bilim adamının trajedisini yüzüne vurur.34 Karakoç’a göre, Batı’nın teknik mucizeleri (atom enerjisi, uzay teknolojisi), insanı iç huzura kavuşturamamıştır. İhtiyaç duyulan şey, “ruh mucizeleri”dir.
  • Kendine Dönmek: Zihinsel işgal, insanın kendine yabancılaşmasıdır. Karakoç, “Kendine dön, kendine bak, kendine gel” çağrısı yapar. Bu, coğrafi bir dönüş değil, ontolojik bir dönüştür. Diriliş nesli, Batı’nın bilgisini alacak, ancak onu İslam’ın irfanıyla yoğurarak insanlığın hizmetine sunacaktır.35

Aliya ve Garaudy: Doğu ve Batı Arasında Yeni Bir Yol

Aliya İzzetbegoviç, Doğu ve Batı Arasında İslam eserinde, Batı’nın maddi başarısı (medeniyet) ile Doğu’nun manevi derinliği (kültür) arasında bir denge kurar. Ona göre İslam, ne sadece ruh (Hıristiyanlık/Mistisizm) ne de sadece maddedir (Materyalizm/Sosyalizm) o, ruh ve maddenin, dünya ve ahiretin dengesidir.

Fransız filozof Roger Garaudy ise, İslam’ın Vadettikleri kitabında, Batı medeniyetinin “kendi üzerine kapanan”, büyümesini sadece tüketim ve üretim artışında gören “intihar etmiş” bir medeniyet olduğunu söyler. Garaudy’ye göre İslam, Batı’nın kaybettiği “aşkınlık” (transcendence) boyutunu ve “insan-toplum-doğa” dengesini yeniden kurabilecek tek alternatiftir.

Sonuç: Ütopyadan Gerçekliğe, Zihinsel İşgalden Özgürlüğe

Türk milletinin Batı hayranlığı, tarihsel bir gerçeklikten ziyade, travmatik bir modernleşme sürecinin ürettiği “zihinsel bir ütopya”dır. Bu ütopya hala faks cihazlarıyla dönen bürokrasiyi veya Deutsche Bahn’ın kaotik gerçekliğini yok sayarak, Batı’yı kusursuz, rasyonel ve erişilmesi gereken yegâne hedef olarak kurgulamış kendi medeniyet köklerini ise “yük” olarak kodlamıştır.

Bu raporda incelenen Ivan Illich’in okul eleştirisi, modern eğitimin aslında bir “köleleştirme” ve “tüketici üretme” süreci olduğunu göstermiştir. Bilim tarihine dair Fuat Sezgin ve diğer kaynaklardan elde edilen veriler ise, Batı’nın bilimsel üstünlüğünün büyük ölçüde İslam medeniyetinden yapılan “intihaller” üzerine kurulu olduğunu, ancak bu gerçeğin “bilimsel iki yüzlülükle” gizlendiğini kanıtlamıştır.

Bu tespitten hareketle öze dönüş ve ‘Fıtrat’ söylemi, romantik bir mazi özlemi olmaktan çıkıp somut bir devlet politikasına dönüşmelidir. Bu manifesto üç sütun üzerine oturmalıdır:

  1. Eğitimde Zihniyet Devrimi: Ivan Illich’in eleştirilerini aşarak diploma avcısı ‘test çözücü’ nesiller yerine, kodlama bilen ama Gazali’yi de okuyan, hem tekniğe hem hikmete hakim ‘sorun çözücü’ bir nesil yetiştirmek.
  2. Ekonomide Markaleşme: Türkiye’nin ‘Avrupa’nın üretim üssü’ (Fasoncu) olma vizyonundan sıyrılıp, kendi standartlarını ve markalarını dünyaya kabul ettiren bir ‘Oyun Kurucu’ ekonomiye geçişi.
  3. Şehir ve İnsan: Dikey mimarinin getirdiği yalnızlaşmaya karşı, mahalle kültürünü ve insani teması merkeze alan, ruhu olan şehirler inşa etmek.

Batı hayranlığı bir hastalıktı ve bitti. Şimdi iyileşme ve kendi ayaklarımız üzerinde, kendi kavramlarımızla yürüme vaktidir.

Sıkaca Sorulan Sorular

  1. Eğitim neden tarafsız bir öğrenme süreci değil de “zihinsel işgal” olarak tanımlanıyor?

    Modern eğitim müfredatı evrensel doğrular yerine Batı merkezli tarih ve değer yargılarını tek gerçeklik olarak sunar. Öğrenciye kendi kültürünü “geri kalmış” Batı kültürünü ise “ulaşılması gereken hedef” olarak kodlayan bu sistem zihinleri işgal ederek gönüllü sömürge aydınları yetiştirir.

  2. Ivan Illich’in “Okulsuz Toplum” tezi neyi savunur?

    Illich okulun öğrenmeyi sağlayan bir kurum değil öğrenmeyi tekeline alan ve metalaştıran bir yapı olduğunu savunur. Ona göre okul öğrenciye “nasıl öğreneceğini” değil “nasıl tüketici olacağını” öğretir. Gerçek öğrenme ancak kurumsal duvarların yıkıldığı hayatın içindeki sivil ağlarla mümkündür.

  3. “Bilimsel İki Yüzlülük” akademide nasıl karşımıza çıkar?

    Batı akademisi kendi ürettiği bilgiyi “evrensel bilim” olarak pazarlarken Doğulu veya geleneksel bilgi sistemlerini “folklor” veya “mitoloji” diyerek aşağılar. Ancak aynı Batı ilaç sanayisinden tarıma kadar pek çok alanda o yerel bilgiyi patentleyip satmaktan çekinmez. Bu epistemolojik bir hırsızlıktır.

  4. Diploma yetkinliğin kanıtı mıdır yoksa yeni bir kast sistemi midir?

    Günümüzde diploma bir işi yapabilme becerisinden ziyade o işe giriş biletidir. Illich’e göre diplomalar modern çağın kast sistemini oluşturur. Yetenekli ama diplomasız bireyler sistem dışına itilirken yeteneksiz ama diplomalı bireyler liyakatin önüne geçer.

  5. Zihinsel işgalden kurtulmak için eğitimde nasıl bir reform gerekir?

    Reform değil paradigma değişimi şarttır. Eğitim binalara hapsedilmiş bir ritüel olmaktan çıkmalıdır. Yerel bilgelik ile evrensel tekniği harmanlayan, diplomayı değil beceriyi ve ahlaki duruşu ödüllendiren özgün bir maarif modeli inşa edilmelidir.

Kaynak

  1. OKULSUZ TOPLUM – DergiPark
    https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/886587
  2. 10 Provocative Quotes from Ivan Illich’s “Deschooling Society” – Intellectual Takeout
    https://intellectualtakeout.org/2015/08/10-provocative-quotes-from-ivan-illichs-deschooling-society/
  3. 5 Radical Quotes from Ivan Illich’s ‘Deschooling Society’ – Rise Up for Students
    http://www.riseupforstudents.org/blog/5-mind-bending-quotes-from-ivan-illichs-deschooling-society
  4. Deschooling society? Revisiting Ivan Illich after lockdown – David Buckingham
    https://davidbuckingham.net/2021/04/14/deschooling-society-revisiting-ivan-illich-after-lockdown/
  5. Quotes by Ivan Illich (Author of Deschooling Society) – Goodreads
    https://www.goodreads.com/author/quotes/36507.Ivan_Illich
  6. Ivan Illich Quotes: On The Importance of Deschooling Society – DIY Genius
    https://www.diygenius.com/quotes/ivan-illich-on-deschooling-society/
  7. DESCHOOLING SOCIETY – David Tinapple
    https://www.davidtinapple.com/illich/1970_deschooling.html
  8. FUAT SEZGİNİN BATI MERKEZLİ BİLİM TARİHİ ELEŞTİRİSİ | Request PDF – ResearchGate
    https://www.researchgate.net/publication/336032706_FUAT_SEZGININ_BATI_MERKEZLI_BILIM_TARIHI_ELESTIRISI
  9. FUAT SEZGİN’İN BATI MERKEZLİ BİLİM TARİHİ ELEŞTİRİSİ | Journal of Social and Humanities Sciences
    https://www.jshsr.org/index.php/pub/article/download/1505/1443/2866
  10. Ibn Sina’s ‘Canon’ – a medical reference in Europe for 500 years – 1001 Inventions
    https://www.1001inventions.com/ibn-sinas-canon-of-medicine-a-medical-reference-in-europe-for-500-years/
  11. The Canon of Medicine – Wikipedia
    https://en.wikipedia.org/wiki/The_Canon_of_Medicine
  12. Aspects of Avicenna | Department of Near Eastern Studies – Princeton University
    https://nes.princeton.edu/publications/aspects-avicenna
  13. During the Renaissance and Enlightenment in Christian Europe there was a revival of interest in Classical history and mythology. Did the Islamic Middle East develop a similar interest in their ancient past and/or the Roman and Persian Empire in those areas? : r/AskHistorians – Reddit
    https://www.reddit.com/r/AskHistorians/comments/6plu53/during_the_renaissance_and_enlightenment_in/
  14. Significance of the Practices of the Prophet (Sunna) for Modern People: A Study of the Thought of Bediuzzaman Said Nursi – Risalah Nur Press
    https://risalahpress.com/significance-of-the-practices-of-the-prophet-sunna-for-modern-people-a-study-of-the-thought-of-bediuzzaman-said-nursi/
  15. Chapter 1. Spirituality and Depression: A Background for the Development of DSM-V
    https://www.psychiatryonline.org/doi/10.1176/appi.books.9781615376469.lg01
  16. Abu Al Qasim Al Zahrawi (Albucasis): Pioneer of Modern Surgery – PMC – NIH
    https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC6077085/
  17. Medical Pioneers: Abu Al Qasim Al Zahrawi – UHSA School of Medicine
    https://www.uhsa.ag/medical-pioneers-abu-al-qasim-al-zahrawi/
  18. Al-Zahrawi (Albucasis) – A Father of Operative Plastic Surgery in Europe
    https://jbima.com/article/al-zahrawi-albucasis-a-father-of-operative-plastic-surgery-in-europe/
  19. Ismail al-Jazari – Wikipedia
    https://en.wikipedia.org/wiki/Ismail_al-Jazari
  20. Ancient water robotics and Abou-l Iz Al-Jazari | Request PDF – ResearchGate
    https://www.researchgate.net/publication/270436975_Ancient_water_robotics_and_Abou-l_Iz_Al-Jazari
  21. Islamic Automation: Al-Jazari’s Book of Knowledge of Ingenious Mechanical Devices
    https://muslimheritage.com/islamic-automation-al-jazaris-book-of-knowledge-of-ingenious-mechanical-devices/
  22. Rebuilding a 1,000-Year-Old Humanoid Robot | History Remade with Sabrina – YouTube
    https://www.youtube.com/watch?v=fxjh_yodeBo
  23. Osmanlı Eğitim Sisteminde Enderun Mektebi – Üstün Zekalılar Enstitüsü
    https://ustunzekalilar.org/tr/Makaleler/Icerik/106-Osmanli-Egitim-Sisteminde-Enderun-Mektebi
  24. Enderûn – Vikipedi
    https://tr.wikipedia.org/wiki/Ender%C3%BBn
  25. ENDERUN – TDV İslâm Ansiklopedisi
    https://islamansiklopedisi.org.tr/enderun
  26. Türkiye’nin Maarif Davası/Nurettin TOPÇU – Kitap Tahlili
    https://www.kitaptahlili.com/index.php?option=com_content&view=article&id=118:tuerkiyenin-maarif-davasnurettin-topcu&catid=35:kitap-tahlili&Itemid=54
  27. Öğretmen Odasını Anlamak… – Derin Maarif
    https://www.derinmaarif.com/ogretmen-odasini-anlamak/
  28. Muallim…. – 1000Kitap
    https://1000kitap.com/muallim–4305827
  29. Yükseköğretim Dergisi » Makale » Bologna Süreciyle İlgili Bir İnceleme: Öğrenci Başarısını Değerlendirme Yöntemleri ile Öğrenci İş Yükünün Karşılaştırılması* – DergiPark
    https://dergipark.org.tr/tr/pub/yuksekogretim/issue/41144/497394
  30. EĞİTİM ve AHLAK ŞÛRASI
    https://www.ebs.org.tr/storage/publication/akiLMLLJUpZAYqy2RtdihJuWFHAd8bTcdjV7dJas.pdf
  31. Science and Islam in Modernity | Stolz
    https://ethos.lps.library.cmu.edu/article/id/500/
  32. Axiology on the Integration of Knowledge, Islam and Science – ResearchGate
    https://www.researchgate.net/publication/287694018_Axiology_on_the_Integration_of_Knowledge_Islam_and_Science
  33. The Philosophical Transformation of Scientific Paradigm – AJHSSR
    https://www.ajhssr.com/wp-content/uploads/2019/12/G193124959.pdf
  34. Ruhun İçinde Ruh Sözleri ve Alıntıları – 1000Kitap – 100. Sayfa
    https://1000kitap.com/ruhun-icinde-ruh–4310/alintilar?sayfa=100
  35. T.C. BURSA ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ FELSEFE VE DİN BİLİMLERİ ANABİLİM DALI DİN EĞİTİMİ
    https://acikerisim.uludag.edu.tr/bitstreams/289760ea-77e3-4d13-b25a-cd593ddde7e0/download

#İnanç ve Düşünce – 1000Kitap – 4. Sayfa
https://1000kitap.com/inanc-ve-dusunce–288798?hl=tr&sayfa=4

🚀 Teoriyi pratiğe dökmek ister misiniz?

Teori iyidir, ancak etki eylemle oluşur. Şirketlere ve yöneticilere, bu yöntemleri akademik yük olmadan, pratik bir şekilde uygulamaları konusunda destek oluyorum.